Sayın Divan, Değerli Oda Başkan ve Yöneticileri, çok kıymetli meslektaşlarım, Türk Eczacılar Birliği bünyesinde görev alan değerli çalışma arkadaşlarımız; hepinizi şahsım ve Antalya Eczacı Odası adına saygıyla selamlıyor, Kongre'mizin mesleğimiz adına hayırlı olmasını diliyorum.
Değerli Meslektaşlarım,
Öncelikle uçak kazası nedeniyle kaybettiğimiz şehitlerimizi rahmetle anarak sözlerime başlamak istiyorum. Eczacılık mesleği adına zor bir dönemden geçiyoruz. Mesleğimizin sorunları ve buna yönelik çözüm önerileri genel olarak hepimizin malumu. Aynı sorunları ve çözüm önerilerini buradan tekrarlamak istemiyorum. Artık farklı şeyler konuşmanın ve söylemenin zamanının geldiğini düşünüyorum. Bu nedenle kronik sorunlar ve çözüm önerileri yerine daha inovatif ve eczacılık yapan meslektaşlarımızın tamamına dokunan işler yapılmasını talep ediyorum.
Kıymetli Meslektaşlarım,
Ben mesleki sorunlarımızı kendimce 5 ana başlık altında topladım. Bunları ekonomik ve finansal sorunlar, mevzuat ve hukuki sorunlar, mezun fazlalığı ve istihdam, mesleki rol ve statü sorunları, son olarak da mesleki aidiyet sorunları şeklinde sıralayabiliriz.
Ekonomik ve finansal sorunlar ile ilgili olarak, Yaklaşık 14 aydır Türkiye'de zam almayan tek şeyin ilaç olduğunu üzülerek gözlemliyoruz. Bugün bir ay boyunca tansiyon regüle eden bir tansiyon hapı veya basit bir amoksisilin antibiyotik bedeli ile dışarda bir çorba dahi içemediğimizi görüyoruz. Bunun çok daha çarpıcı örnekleri var, içinde 28 tane warfarin ihtiva eden çok bilindik bir ilaç 113 liraya satılırken, bunun dörtte biri kadar warfarin ihtiva eden ve piyasada satılan yine çok bilindik bir fare zehirinin 200 liraya satıldığı bir dönemden geçiyoruz. “Efendim ilacın sahibi biz değiliz, ilaca zam isteyecek olan biz değiliz. Sanayi bunu istesin diye diye bu günlere geldik” Artık buna bir dur demek gerekiyor. Bakın biz Antalya'da oda seçimlerine tek liste girdik, keşke bir rakibimiz olsaydı, o zaman sahada onların söylemlerine karşı kendi yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı anlatırdık. Ancak bizi sahada bir rakipten daha çok zorlayan konu ne oldu biliyor musunuz? Meslektaşlarımızın serzenişleri oldu. Çocuğumu özel okuldan almak zorunda kaldım, çocuğuma durumum eskisi gibi değil diyemiyorum” diyor eczacı, personel azaltan eczaneler oldu, eczanesinde personelsiz çalışan eczacılar çoğaldı, birçoğu “ben eczanemi ancak kredi ile zor döndürüyorum” diyor, 30 yıllık eczacı “artık zarar ediyorum, hesap kitap mı yapamıyorum, ne oldu anlamıyorum” diyor. Meslektaş kan ağlıyor. Bunların görülmemesi, duyulmaması hayatın olağan akışına aykırı...
Yine imzalanamayan bir SGK protokolü ve beraberinde meslektaşa yüklenilecek olan ek fatura garabeti. Alacaklı olanın enflasyona ezilip parasını geç aldığı haksız bir durum, borçlu olanın ise hiç haketmediği bir gecikme nedeniyle ekstra faize katlandığı bir başka haksız durum. Şimdiden söyleyeyim, yöneticiler olarak yine zamanında imzalanamayan protokol nedeniyle faiz ödemek zorunda kalan meslektaşların ağır eleştiri ve ithamlarına maruz kalacağız. Her yıl şubat ayında yapılan ilaç zammı ve nisan ayında imzalanan sgk protokolü her nasıl olduysa oda genel kurullarının ve teb kongrelerinin yapıldığı eylül-kasım ayı bandına yerleştirildi. Ülkede savaş yok, deprem yok, pandemi gibi olağan üstü bir durum yok ama sözleşme de yok. Burada hükümetin özel bir eforu yoksa derhal bu tarihlerden vazgeçilmeli diye düşünüyorum. Odaların ve yöneticilerin en yoğun olduğu döneme sıkıştırılmış 2 önemli iş. Bunun için göreve gelecek heyetimizi acil olarak düzenleme yapmaya davet ediyorum.
Meslektaşlarımıza finansal olarak Nefes aldıracak adımlar atmak gerekiyor. Bakın bir nefes kampanyası yapıldı, emeği geçenlere çok teşekkür ediyoruz. Ancak şak diye sona erdi, yani şartların zayıfladığı yeni bir sözleşme yok. Direkt sona erdi. Bizim sgk protokolü bile ne diyor? Yenisi imzalanana kadar eskisi geçerlidir diyor. Çok değil 1 ay önce Antalya Ticaret Odasınca üyelerine kullanmaları için 2 milyon lira KGF kredisi ilanı oldu. Bizim odanın iktisadi teşekkülü de ticaret odası üyesi, ticaret odası ile bir görüşme yaptık, biz de üyelerimize kredi kullandırmak istiyoruz dedik. Sağ olsunlar bize birkaç yol gösterdiler. Antalya da en büyük kredi hacmine sahip iki bankanın bölge müdürü ile toplantı yaptık. Dediler ki “size bu krediyi kullandıramıyoruz”, sebep nedir? “Siz büyüme sınırına takılan mesleklerdensiniz.” Nedir bu büyüme sınırı? Bankalara getirilen büyüme sınırına takılıyoruz. Bankalar bizi KOBİ olarak görüyor, halbuki biz esnaf kabul edilsek hiç bu sınıra takılmadan faizsiz kredi alabilecekmişiz. Hem de öyle 300-400 bin değil, milyon kredi. Biz esnaf olalım demiyoruz, ama bu yönümüze de anlatarak bizler de bu ve buna benzer finansal destekleri kullanabilmeliyiz. Ticaret mahkemelerine konu olan meslektaşlarım bilir, eczane eczacıları tacir sayılıyor mahkemelerde, yani, bize basiretli bir tacir gibi davran deniyor. Ama iş krediye gelince siz KOBİ siniz deniyor. Peki ne yapalım dedik? Dediler ki BDDK ya yazın, yazı yazdık BDDK ya, oradan bir daire başkanı beni aradı, dediki “Başkanım sen çok doğru bir noktaya temas etmişsin, haklısın, ama adres burası değil, bunu yapacak olan Merkez Bankası.” Merkez Bankası ile görüştük. Şimdi oradan haber bekliyoruz. Ben 6 yıldır oda yöneticisiyim, yaklaşık 10 yıldır da TEB Genel Kurullarını takip ediyorum. Bu konunun şimdiye kadar hiç konu edilmemiş olmasını üzülerek öğrendim. Umarım yeni heyetimizin ilk işi bu konuda bir girişim yapmak olur ve eczacılık büyüme sınırına takılan mesleklerden çıkarılır.
Değerli Hazirun,
2. başlık olarak niteklediğim mevzuat ve hukuki sorunlar ile ilgili olarak da yeni ve kalıcı detaylı mevzuat düzenlemelerine ihtiyaç duyduğumuz bir gerçek. Bir kısmı yarım asırdan daha eski olan kanunlar ile mesleğin gerçeklerinden uzakta yol alıyoruz. Buradan bir kaç çarpıcı örnek sunmak istiyorum. Geçen hafta yaınlanan EYS yerleştirme sonuçlarına baktınız mı bilmiyorum. Listede dikkat çeken iki yer var, eğer rakamsal hata yoksa Urfa Bozova'da 305 puan ile yerleşen bir eczacı ve İstanbul Sancaktepe'de 121 puan ile yerleşen bir başka eczacı daha... Şimdi genç meslektaşlarım isyan ediyor. Ne diyorlar? “Adam 5-6 milyon devir parası alıyor, eczanesini devrediyor sonra devreden eczacının hizmet puanı yarı oranında düşürülüyor ve EYS de bu hali ile bile yeni mezun bir eczacıyı rahatlıkla geçiyor.” Tekrar yerleşiyor. Bu kabul edilir bir şey değil. Son derece hakkaniyetsiz ve adaletsiz. Acaba bunu sadece Antalya olarak biz mi fark ediyoruz? Yoksa hep beraber bunu görmezden mi geleceğiz? Hayatın olağan akışına mı bırakacağız bunu da...?
Yine SGK kesintileri konusunda şöyle bir gerçek var. Şimdi İlaris isimli ilaçta görüyoruz. Mayın gibi her gün bir şehirde kesinti haberi patlıyor. 2022 yılında Ganotropinler ile kesintiler yaşandı tüm Türkiye'de, toplamda 44 milyon lira para kesilmiş. Gerekçe ne idi biliyor musunuz Değerli Meslektaşlarım? “Üroloji uzmanı yazarsa öderim” diyen Kurum, 7 aylık dönem için bunu çıkarıyor, sonra tekrar ekliyor. Bunu Medula'ya da entegre etmiyor, bu ara dönemde 44 milyon TL ye karşılık gelen 28.000 adet kesinti yapılıyor. Sadece bir molekül ve kesinti rakamı bu ve en acısı eczacı hakkını aramak için dava açamıyor. Neden? Çünkü dava açmak ve dava dosyası hazırlamak kesinti tutarından daha maliyetli... Bir de davayı kaybedip karşı vekalet ödeme riski cabası. Bunun gibi yüzbinlerce haksız kesinti bedeli olan milyonlarca lira Kuruma kalıyor. Zaten eczanesini zor işleten eczacılardan alınan bu para adeta haraç gibi Kurum kayıtlarına işleniyor. Peki yok mu bunun çaresi? Tahkim ve arabuluculuk gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının protokole eklenmesi ve belli bir kesinti rakamının altındaki kesintilerde bu yollara gidilmesinin sağlanması gerekiyor.
Kıymetli Hazirun,
3.başlığım mesleki rol ve statü sorunları; Bana sorarsanız bizim en büyük eksikliğimiz yaptığımız işin bir tarifesinin olmamasıdır. Bugün doktora gidiyorsun muayene ücreti 4000 tl diyor. Fizyoterapiste gidiyorsun seans bedeli 2000 lira diyor, diyetisyene gidiyorsun 2000 lira diyor, avukata gidiyorsun danışma bedeli 2500 liradır yazıyor. Bunlar senden belki bu parayı almayabilirler ama biz bunlara gittiğimiz zaman alacağımız hizmetin bir karşılığı olduğunu biliyoruz. Ben saygınlığın bu noktada geleceğini düşünüyorum. Bedava verdiğin hizmet için kimse sana saygı göstermez. 1 saat kolojen anlatırsın, sonra omzuna 2 şak şak vurur, “Allah razı olsun” der, gider e- ticaret sitelerinden alır geçer. Ama bu danışmanlığın bir bedeli olduğunu bilirse, bunu bir düşünür. Devletten meslek hakkı alacağız diye modeller çalışıyoruz, rehber eczanem, smart eczane vb. bunlara yine çalışalım ama önce eczanede bir tarifemiz olsun. Vatandaş buna bir alışsın. Tarife olursa aynı eskisi gibi vatandaş saygı duyarak soru sormaya başlar. İvedi olarak bunu da çalışmak lazım. Bazı başkanlarımızın dediği gibi “mış gibi” yapmayalım. Lütfen artık bu örgütün gelecek ile ilgili uygulanabilir ve her yöneticisinin bilmesi gereken bir vizyonu, okunabilir, sürdürülebilir bir stratejik planı olsun.
Statü sorunları dedim, bunu çok önemsiyorum. Bakın avukatlardan örnek vereceğim. Bunlar adliyeye girerken hâkim ve savcıların girdiği kapıdan giriyorlar, stajyer avukatların sigorta primleri özel kanun ile normal sigorta priminin %6 sı olacak şekilde BARO tarafından ödeniyor, avukatların araba ve iş yerlerinde arama yapılamıyor, dokunulmazlıkları var, en son biliyorsunuz yeşil pasoportu aldılar. Bunları niye sayıyorum? Çok mu önemli hakimle aynı kapıdan girmek, evet önemli, bakın kendilerine bir statü yaratmışlar. Bir meslek grubu düşünün, iş yaptığı kurumlardan farklı farklı statüsel kazanımlar elde etmişler. Biz en çok SGK ve Sağlık Bakanlığı ile iş yapıyoruz, iletişim halindeyiz ancak benzer hiçbir kazanımımız yok. Sadece imzalanan protokolde 6 milyarı nasıl 7 milyarı yaparızın peşindeyiz. Ben parasal edimler dışında kazanımlar da elde etmeliyiz diye düşünüyorum. İlla yeşil pasaport olmak zorunda değil. Mesela şunlar konu edilemez mi? Sözleşme yapan eczacı ve birinci derece yakınlarına katılım payı ve muayene ücreti çıkmasa, sözleşme yapan eczacıların bağkur primi ve ssk primlerinde %30-40 indirim sağlansa, yardımcı eczacıların ssk primleri de %6 olacak şekilde TEB tarafından karşılansa, bugün herkes eczanesinde yardımcı eczacı çalıştırmaz mı? Mesela Sağlık Bakanlığı ile görüşülse tüm sağlık çalışanları, eczacılar ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler, randevu alma konusunda öncelikli gruba alınamaz mı? Meslektaşına, onun annesine babasına 6 ay sonraya gün verilen MR randevusunu aynı gün aldırabilmek büyük bir statü kazanımıdır. Buradan çağrı yapıyorum sadece parasal kazanımlar değil, statüsel kazanımlara da odaklanın. bu örnekler daha da çoğaltılabilir.
Mezun fazlası ve istihdam sorunu çok konuşıldu ona çok girmek istemiyorum. Girersem bütün gün anlatabilirim. Ama çarpıcı bir şeyden bahsetmek istiyorum, 2022-2023 güz döneminde eğitim ve öğretime başlayan bir eczacılık fakültemizden mail aldık. Bizden eğitim materyali isteniyor. İstenen eğitim materyallerini yansıtır mısınız? Bakın eczacılık fakültesi bizden balon joje, erlenmayer temini konusunda yardım bekliyor. Üniversitenin nerede olduğu hiç önemli değil, ama bakın yeni açılan fakültelerimiz nelere muhtaç vaziyette açılıyor. Fakültelerimizin itibarı ile ilgili içinde bulunduğu durumu takdirlerinize sunuyorum.
Bir diğer sorun da aidiyet sorunudur. Meslektaşın birliğe ve odalara olan aidiyeti maalesef her geçen gün azalmakta.Bununla ilgili çalışmaların da ivedi bir şekilde yapılması gerekiyor. Hep dile getiriliyor, örgüt tabandan kopuk diye. Bunun nedenlerini iyi irdelemeye ve çözüm üretmeye ihtiyacımız var. Öncelikle eczacı kamuoyuna kendimizi yeterince anlatamıyoruz, onca emek ve zaman harcanarak yapılan işler belki de bu yüzden hak ettiği değeri görmüyor. Ancak daha önemlisi tabana güven vermeyle ilgili sorunlar var. Yapılan olumlu işlerin yeterince anlatılamaması yanında, seçimlerde yaşanan kısır çekişmeler, aile içi olarak değerlendirilmesi gereken konuların dışarıya büyük kavgalar varmış gibi yansıtılması ve bu nedenle meslek örgütü olgusunun yara alması gibi hususlar güven duygusunu ciddi anlamda zedeliyor. Bilindiği üzere birliğimizin ciddi bir yurtdışı ilaç geliri var, bu gelir her seferinde meslektaşlar arasında eleştiri konusu oluyor. Hatta kürsülerden devamlı şu şikâyeti dinliyoruz, “50tl olan ve yıllardır arttırılmayan eczane hizmet bedeli niye artmıyor?” Ben bu konuda farklı bir öneride bulunacağım. Ben bu yurtdışı gelirden tüm eczacıların faydalandırılması gerektiğini düşünüyorum. Böylelikle hem eleştirilerin önü kesilir, hem de aidiyete hizmet eden işler yapılabilir. Her eczanenin her yıl katlanmak zorunda olduğu rutin giderleri var. Örneğin tartı aletlerinin kalibrasyonu, burdan elden edilen gelir ile tüm eczanelerin kalibrasyon yükü üstlenilebilir, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak meslektaşlarımızın yalnız bırakıldığını düşünüyorum, birçoğu bunu özel firmalar aracılığı ile çözmeye çalışıyor. Yine bu gelirden eczanelerin bu yükü ortadan kaldırılabilir. Bunu yaparken bu giderlerin yurt dışı ilaç gelirinden karşılandığı eczacıya gösterilebilir. Eczane için zorunlu giderlerin bu kaynaktan ödendiğini bilmek aidiyeti artıracaktır.
Bilindiği üzere odamızın bir fatura entgratörlüğü var ve biz Antalya'da üyelerimize ücretsiz e-fatura hizmeti sağlıyoruz. Bu hizmet odamız ile üyemizi bağlayan önemli bir hizmet, bunu TEB niye yapmasın, bütün eczanelere tek bir elden verilecek ücretsiz e-fatura hizmeti de meslektaşı birliğine bağlayacak önemli bir hizmet olacaktır. Mevcut heyet bu konuda beklediğimiz adımı henüz atamadı, umarım yeni dönemde bunu da sağlamış oluruz. Ecza depoları tarafından eczacılara ücretsiz verilen bu hizmet eczacıların çalıştığı depoya aidiyetini sağlıyor. Tabi buna aidiyet mi mecburiyet mi demek lazım onu da sizin takdirlerinize bırakıyorum.
Şunu söylemek istiyorum, son zamanlarda çokça kullanılan ancak manası çok derin olan Büyük Önderimiz' in bir sözü var; “Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır.”, genel kurulumuzun görevini en iyi yapacak olanları iş başına getirmesini diliyor, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Ecz. Mustafa Çelebi
Antalya Eczacı Odası
Yönetim Kurulu Başkanı